Mikroorganizmalar 

Virüsler

Virüsler yaşam formu olup olmadıkları tam anlaşılmayan parazitik organizmalardır. Her ne kadar tek başlarına metabolik aktivite göstermeselerde, nükleik asit (DNA, RNA) ve protein kaplamaları gibi biyokimyasal madde içeriklerinden dolayı yaşayan organizmaların hücrelerine girip kendi protein yapılarını kopyalayarak çoğalabilirler. Bu özelliklerinden dolayı virüsler, girdikleri hücreleri ele geçirebilir veya hasta olmalarına yol açabilir. Boylarının çok küçük olmasından dolayı tek hücreli bakterileri veya prokaryot hücreleri bile enfekte edebilirler. Ortalama olarak bakterilerden sekiz kat daha küçüklerdir. Boylarını küçüklüğünden fosil bırakamazlar. Bu nedenle tarihteki başlangıçları veya evirilip evrilmedikleri hakkında çok bilgi bulunmamaktadır. Fakat günümüzde AIDS hastalığına sebep olan HİV (Human Immunodeficiency Virus)’nin evrimine bilim insanları şahit olmuşlardır.

Virüsler genelde sadece dar bir konak aralığını enfekte edebilir. Örneğin bakterileri etkiliyen virüslere bakteriyofaj denir. Bitki ve hayvanları etkiliyenlere bitki virüsü ya da hayvan virüsü denir. Bitkileri enfekte eden virüs genelde hayvanlara geçemez, fakat bazı virüsler bitki ile beslenen böceklere aktarılabilir ve bu böcekler taşıyıcı konumuna gelebilirler. Örneğin patates bitkisini etkileyen patates sarı cüce virüsü, patates yaprağı ile beslenen bir böcek olan yaprak zararlılarını da enfekte edebilir. Çoğu hayvan virüsü genelde belli bir şube dışındaki hayvanları dahi etkilemez ve bazıları sadece yakın akrabalık gösteren canlıları aynı anda etkiler. Mesela Pir Poliovirus’ün neden olduğu çocuk felci sadece primatlarda gözükür.

Bakteriler

Yaşayan organizmalar sınıflandırılmasında yer alan bakteriler alemi tek hücreli canlılardan oluşur ve oluşan ilk yaşam formu olarak bilinirler. 4 milyar yıl önce ortaya çıkmışlardır. Prokaryotik mikroorganizmalar olan bakteriler bir hayvan veya bitki hücresine oranla çok daha basit yapıdadırlar. Koloniler halinde yaşayan bakteriler birçok farklı ortamda yaşayabilirler; toprakta, suda, ölü organizmalarda, insanlarda, ve hatta birçok yaşayan canlının hayatta kalamayacağı kadar soğuk, sıcak, oksijensiz, yüksek derecelerde ve radyoaktif ortamlarda bile birçok türü yaşayabilir. Bu özellikleri endospor denilen yapılarından kaynaklıdır; bu nedenle bazı dezenfektanlarla bile yok etmek çok zordur. Bakteriler kolay yok edemedikleri gibi çok kolay üreyebilirler. Bölünerek ya da tomurcuklanarak çoğalabilirler, böylece genetik yapılarını korurlar. Koşullar uygun olduğunda çoğalma işlemini çok hızlı gerçekleştirebilirler. 

Üremeleri gibi bulundukları ortama adaptasyonları ve evrilme süreçleri çok hızlıdır. Gereksiz ve aşırı antibiyotik kullanımı, bakterilerin antibiyotiklere olan dirençlerini artırmalarına yol açar ve bakteriyel enfeksiyonların tedavisini çok zorlaştırır.

Bakteriler insan hayatında çok önemli yer taşırlar; insan vücudundaki bakteri sayısı insan hücresi sayısının 10 katıdır. İnsan vücudundaki bakterilerin çoğu sindirim sistemi organlarının zarlarında bulunur ve yiyeceklerin sindiriminde önemli rol oynarlar. Yararlı bakteriler aynı zamanda patojenik bakteriler ile savaşarak bizi bazı hastalıklardan koruyabilirler.

 

İnsanların hayatları boyunca bakterilerden yararlandıkları birçok farklı alan olmuştur: yoğurt, turşu gibi gıdaların fermantasyon süreçleri gibi. Bakteriler aynı zamanda ayrışma sürecini de gerçekleştirir; yiyeceklerin bozulması, ölü bir canlının toprakta çürümesi bunlara örnektir. Bize yardımcı olan bakterilerin yanında vücudumuza zarar veren patojenik bakteriler de çoktur. Zatürre, tüberküloz, kolera, tifo, dizanteri yol açtıkları hastalıklardan sadece birkaçıdır.     

Mantarlar

Bazı türlerinin toprakta yetişmesinden dolayı bir çoğumuzun ilk başta bitki sandığı mantarlar aslında kendi içlerinde tamamen farklı bir alemdir. Her ne kadar bazı türleri toprakta bir bitki yetişmesine benzer şekilde yetişse de, mantarlar bitkilerin kendi besinlerini üretmek için kullandığı klorofil molekülüne sahip değildirler ve toprak içerisinde yayılan filamentleri toprak içerisindeki besin malzemelerini kendi bünyesine geçirerek organizmanın beslenmesini sağlar. Mantarlar aynı zamanda sadece toprakta yaşamazlar, organik materyal ve besin olan her yerde varlıklarını sürdürebilirler. Bazı bitki ve hayvan türlerinde de görüldüğü gibi bazı mantar türleri sadece belli koşullar altında hayat sürebilir. Bazı türler bir sürü farklı ortamda hayatta kalmaya devam edebilir. Bazı mantar türleri başka yaşayan canlılarla birlikte yaşar, örneğin bir mantar türü olan mikorizal mantarlar bitkilerle ortak yaşam içerisindedir. Mantarlar bitkilerden besin alır ve bitkinin yaşamında ona yardımcı olur. 

 

Mantarlar alemini üç temel kategoriye ayırabiliriz; tek hücreli mantarlar, makroskobik filamentli mantarlar, ve çok hücreli filamentli küfler. Tek hücreli yapıda olan mantarlar insan hayatında çokça karşımıza çıkan maya mantarıdır. Maya mantarları ortalama bir alyuvar boyutunda olup tomurcuklanma ile çoğalırlar. Genelde ekmek veya alkollü içecek yapımında gördüğümüz maya mantarları aynı zaman da gen araştırmalarında ve kanser tedavi çalışmalarında da kullanılır. Makroskobik filamentli mantarlar, toprak altında bir bitkinin kökleri gibi hifleri vardır, bu hifler miselyum adında ağlar oluşturular, ve toprak üstünde de bir vücut oluşturular. Bu toprak üstündeki vücutları hiflerin oluşturduğu gövde ve şapkadan meydana gelir. Bu tür mantarlar çoğalmak için spor üretirler ve bu sporlar şapka altında solungaç benzeri yapılarda bulunur. Sporlar o kadar küçüklerdir ki 10 cm çapındaki bir şapka saatte 100 milyon spor üretebilir. Sporlar toprağa düşer ve boyutlarından dolayı çok kolayca yayılabilirler. Çok hücreli filamentli küfler çok ince, uzamış ve iç içe geçmiş hiflerden meydana gelir ve miselyumlarını oluşturular. Hifleri çok hızlı büyür ve bölünür. Hiflerin ucundaki sindirici enzimler sayesinde organik malzemeleri parçalar ve kendisi için yemek olarak kullanır. Bu tür mantarların hifleri hayavay doğru da büyüyebilir ve zorlu koşullardan korumak için bir zırh oluşturur. Oluşturduğu bu zırh üzerinde de spor üretebilir ve böylece bu sporların kolayca dağılmasını garantilemiş olur.

Algler

Protistalar aleminin bir üyesi olan algler ökaryotik canlılardır ve tek hücreli şekilde ya da çok hücreli koloniler olarak yaşayabilirler. Farklı canlılarda simbiyotik yaşam formlarını görmek de mümkündür. Örneğin liken adıyla bilinen yapı algler ve mantarlar arasındaki mutualistik yaşam formudur. Yapılarında klorofil molekülünü içeren bu canlılar besinlerini fotosentez yoluyla elde ederler. Ama bütün algler sadece fotosentezle yaparak beslenmezler. Bazı türleri miksotrofiktir; enerji alımlarında ozmoz yoluyla organik karbon elde eder ya da hetrostropiktir, yapısında klorofil molekülü bulundurmaz. Fotosentetik yapılarından dolayı bitkilere benzetilen algler, bitkilerde bulunan kök, gövde, ve yaprakları oluşturan damarlı yapıya sahip değildir ve bitkilerden farklılardır. Vasküler dokuları bulunmamasından dolayı da sadece sulak veya nem oranı çok yüksek yerlerde yaşamlarını sürdürebilirler. Onları bitkilerden ayıran bir diğer özellikleri ise tek bir soydan gelmemelidir. Evrimleri boyunca farklı atalardan gelmişlerdir ve bitkilerle aynı taksonomik gruba konulamazlar. Algler genel olarak hareket edebilen canlılar değildir ve spor oluşumuyla eşeysiz üreme yaparlar. Fakat eşeyli üreme yapabilen türleri de vardır. 

Algler doğal yaşamda ve insan hayatında çok önemli bir yer kaplar. Dünya üzerindeki bütün fotosentetik aktivitelerin yarısı algler tarafından gerçekleştirilir, yani salınan karbondioksitin yarısını algler tutar. Algler aynı zamanda birçok deniz canlısı için besin kaynağıdır. İnsanların da tükettiği deniz yosunu A, B1, B2, B6, niasin ve C vitaminleri, iyot, potasyum, demir, magnezyum ve kalsiyum gibi bir sürü besin değeri açısından çok zengindir. Liken adı verilen simbiyotik formları ortamdaki çevre kirliliğinin bir göstergesidir. Bir su yosunu çeşidi hasat edilip kurutulduktan sonra cam, sabun gibi bir sürü farklı üründe kullanılır. Alglerin bazı çeşitleri ise gübre yapılır. Algler aynı zamanda bir biyoyakıt olarak da kullanılır; petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtlara artan talebi karşılamak için sürdürülebilir ve çevre dostu bir alternatif olarak kullanılır.

Adres. Poligon Mahallesi Girne Caddesi No:13 A

İstinye, Sarıyer İstanbul/TÜRKİYE